Afrika ve Osmanlı Belgeseli

Değerli hocam Gökhan Yorgancıgil, yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı Afrika ve Osmanlı belgeselini anlatıyor. Benimki tembel işi, kendisinden dinleyin daha iyidir :) Ellerinize sağlık hocam, çok tebrik ediyorum. Hak ettiği değeri görmesi dileğiyle inşallah.





Not: İlk link Kanal 24 te Gökhan hocanın katıldığı Hayatın İçinden programına ait. Sitede direk blogspotta paylaşma butonunu bulamadığım için linkini verdim. Belgesel ile ilgili çeşitli yayın organlarında çıkmış haberlerin linklerini de devamında aşağıda bulabilirsiniz.


http://www.yirmidorthaber.com/Haber/afrikayi-kesfetmek/haber-835881

http://www.zaman.com.tr/mahmut-nedim-hazar/afrika-ve-osmanli_2196403.html

http://haber.stargazete.com/sanat/bir-zamanlar-afrikada/haber-836501#.Uungq1aGdhs.twitter

http://www.trthaber.com/haber/kultur-sanat/afrika-ve-osmanli-belgeseli-115646.html

http://www.milligazete.com.tr/haber/Afrikadaki_Osmanli_izleri/305734#.Uupljvl_tsA

http://www.sondevir.com/?aType=haber&ArticleID=166424

https://www.youtube.com/watch?v=6TiQTtUu4Y4&feature=youtu.be

Cem Yılmaz-Artist Cenazesi

Canım arkadaşım, pıtırcığım, yavru kuşum, ressamım Deniz Aslan'ın arkadaşları ile birlikte hazırladığı çok güzel bir çalışmayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Ben çok beğendim, genç yetenekleri birileri keşfetsin artık :) Ellerine sağlık Deniz'cim, çok güzel çizmişsin. Ayrıca kurgu da çok güzel. Ee tabi Cem Yılmaz'a da lafımız yok o da süper :P Buyurun artist cenazesine...



İrfan Meclisi

Nesrin'e ve kendime ithafen...

video



İrfan meclisine erişebilsem
Varıp anlar ile görüşebilsem
Aşkın kervanına karışabilsem
Yolda bırakmazlar alırlar seni

Aşıkların solmaz taze gülleri
Zikr-i tevhid ider daim dilleri
Evliyaullahın doğru yolları
Yolda bulunagör alırlar seni

Hz. Nureddin aşkın rehberi
Atıf dervişlerin edna kemteri
Gelirsen demezler gelme dön geri
Kapıdan salmazlar alırlar seni

Şeyh Atıf Efendi

Skrillex & Damian "Jr. Gong" Marley - Make It Bun Dem

Skrillex fanı değilim amma ve lakin birkaç şarkısını ve bu şarkılara ait klipleri çok sevdim. İşte bu da içlerinde en sevdiğim :)

The Grapes of Wrath *

Ma Joad: Peki senden nasıl haber alırım Tommy? Seni öldürürler ve haberim bile olmaz. Sana zarar verebilirler. Bunu nasıl bilebilirim?
Tom Joad: Belki de Casey'nin dediği gibi, insanın kendine ait bir ruhu yok... Bütün insanları içine alan büyük bir ruhun parçalarıyız. O zaman da...
Ma Joad: O zaman Tom?
Tom Joad: O zaman kaygıya gerek yok. Ben karanlıklarda olacağım. Baktığın her yerde olacağım. Nerede aç insanlar ekmek için kavga veriyorlarsa, orada olacağım. Nerede polisler insanları dövüyorsa, orada olacağım. Ezilenler isyan ettiğinde ben de isyan edeceğim. Yemek hazır olduğunda aç çocuklar nasıl gülüyorsa, ben de öyle güleceğim. İnsanlar kendi ektiklerini yerlerken, kendi yaptıkları evlerde yaşarlarken, ben de onlarla olacağım.
http://www.imdb.com/title/tt0032551/





Logos'tan Logo'ya

"Bu sırada, bütün sokaklarda ve hatta kırlarda, duvarların, otobüs duraklarının, evlerin, taksilerin, kamyonların, sıvanmakta olan bina cephelerinin, şehir mobilyalarının, bilet gişelerinin üzerine çeşit çeşit ürünün dev fotoğrafları yerleştiriliyordu. Hayat sutyenler, dondurulmuş gıdalar, kepeğe karşı etkili şampuanlar ve üç bıçaklı tıraş makineleri tarafından istila edilmişti. İnsan gözü tarih boyunca hiç bu kadar çelinmemişti: her insanın, doğumundan 18 yaşına gelene kadar, ortalama 350 000 reklama hedef olduğu hesaplanıyordu. Ormanların sınırında, küçücük köylerin çıkışında, ıssız vadilerin dibinde, karlı dağların doruklarında, teleferik kabinlerinin üzerinde bile 'Castorama', 'Bricodecor', 'Champion Midas' ve 'La Halle aux Vetements' logolarıyla karşılaşılıyordu. Homo consummatus'a (1) gözünü dinlendirmek yasaktı.
Sessizlik de yok olmaktaydı. Radyolardan, açık televizyonlardan, yakında özel görüşmelerinizin arasına bile girecek olan gürültülü reklam spotlarından kaçmak olanaksızdı. Bouygues Telecom, en son, telefon görüşmelerinin 100 saniyede bir reklam spotlarıyla kesilmesi karşılığında bedava olmasını önermişti. Düşünün: telefon çalıyor, bir polis çocuğunuzun trafik kazasında öldüğünü bildiriyor, acıdan katılıp kalıyorsunuz ve karşı tarafta bir ses 'Carrefour'la kârdayım' diye şarkı söylüyor. Asansör müziği, sadece asansörlerde değil her yerdeydi. Trenlerde, restoranlarda, kiliselerde cep telefonları cır cır ötüyor, manastırlar bile çevredeki kakofoniye direnemiyordu. (Bunu biliyorum: şahsen gidip gördüm.) Yukarıda sözü edilen araştırmaya göre, ortalama bir Batılı günde 4000 ticarî mesaja hedef oluyordu.
İnsanoğlu Platon'un mağarasına girmişti. Yunanlı filozof, zincirlendikleri mağaranın duvarlarında gerçeğin gölgelerini seyreden insanlar hayal etmişti. Platon'un mağarası artık gerçekti: sadece adı televizyondu. Katot ekranlarımızda 'Canada Dry' (2) bir gerçeği seyredebiliyorduk: gerçeğe benziyordu, gerçeğin rengindeydi, ama gerçek değildi. Logos'un (3) yerini, mağaramızın nemli duvarlarına yansıtılan logolar almıştı.
Bu noktaya gelmek için, iki bin yıl geçmesi gerekmişti." *
(1) Tüketici insan
(2) Alkolsüz bir bira markası
(3) Dünyaya yöneten us, Tanrı kelamı
* 3.900 TL, Frederic Beigbeder, Doğan Kitap, 3. Baskı, Sy: 61-62, Çev: Renan Akman (Not: Kitabın son baskısı 9.90 adı ile yine Doğan Kitap tarafından yayınlanmıştır. Başlık bana aittir :)

Nutk-u Şerîf



Hak sûretidir âlem-i imkân ile âdem
Bundan güzeli nerde ki cennette mi sandın

Her yer ne güzel menba-ı hüsn, insan güzeli
Sen de bu cemâli, hûri gılmanda mı sandın

Her yerde, fakat ârifin kalbindedir Allah
Yoksa sen O'nu arz u semâvâtta mı sandın

Dünya diyerek geçme sakın, burdadır her şey
Mîzân u sırât'ı mutlaka orada mı sandın

Cennet ü dûzah, gamm ü sürûr, zulmet ile nûr
Yaptıklarının gölgesi, hâriçte mi sandın

Bilgin sana kıymet, talebin neyse o'sun sen
İnsanlığı sâde yiyip içmekte mi sandın

Hâlin ne ise müşteri sen oldun o hâle
Noksânı meğer Adl-i İlâhî de mi sandın

Fikrim bu benim, virdim ise her lahzada âh
Sen âh-ı ateş sûzumu beyhude mi sandın

Yeniler her âh ile Ken'ân ahd-i elest'i
Âhım acaba nefha-yı hâbîde mi sandın




Amentü Gemisi Nasıl Yürüdü?



Bu ne âmentü gemisiydi ki yürümezdi
Vav'lar soluya soluya kürek çekti
Hz. Ali'nin yüreği titredi
"Yâ Hak" okunu gerdi
"Yâ Hak" oku varıp yüreği deldi
"Âh mine'l aşk" dedi
Gözlerinden yaşlar indi
Vardı geminin altına erişti
Âmentü gemisi yürüdü gitti.

“Müslüman, manevi boyutu olmayan bir sanattan haz alamaz.”

Aşağıdaki linkte, Ayşe Şasa hanımefendi ile yapılan bir röportaj var. Kendisinin hayatı hakkında daha ayrıntılı şeyler öğrenmek isteyenlere yine röportajlardan oluşmuş ve şu an Timaş Yayınları'ndan çıkmış olan "Bir Ruh Macerası" adlı kitabı tavsiye ederim.

http://www.sinefesto.com/ayse-sasa-musluman-manevi-boyutu-olmayan-bir-sanattan-haz-alamaz.html

O Gün

"Ve dünyada bulunan krallar ve büyük adamlar... Ve zenginler ve varlıklı olanlar... Ve güçlü ve özgür olan her kişi... Kendilerini mağaralara ve dağların arasındaki kayalık yerlere saklamışlardı. Ve dönüp dağlara ve kayalara dediler ki, 'Üzerimize düşüp bizi şu an tahtta oturan hükümdarın varlığından kurtarın. Ve masumların gazabından.' O'nun hıncını alma günü geldiği zaman... Ayakta durmayı başaran kim olacak?" *

* Bu pasaj İncil'e ait (Vahiyler bölümünde Vahiy 6/15), ben ise bunu ilk kez İz Sürücü'de duymuştum. Ondan sonra araştırıp İncil'de olduğunu öğrendim. Farklı kaynaklarda farklı çeviriler var fakat ben filmdeki alt yazıda geçen çeviriyi daha etkileyici bulduğumdan bunu yayınlıyorum.


Derviş Olayım Dersen

Evvel Tevhidi zikret
Sonra cürmünü fikret
Var yoluna doğru git
Derviş olayım dersen

Bir kamil şeyhi ara

Niçin oldun avare
Heman söz tut bi-çare
Derviş olayım dersen

Her yere ayak basma
İhsandan elini kesme
Çok söze kulak asma
Derviş olayım dersen

Rüyaya yalan katma

Elden söz alıp satma
Vakt-i seherde yatma
Derviş olayım dersen

Hak söze inat etme

Refiksiz yola gitme
Eyvallahı terk etme
Derviş olayım dersen

Gaflet ile çalışma

Çok gezmeye alışma
Hiç bir şeye ilişme
Derviş olayım dersen

Şeyhinde kusur görme

Meclisinde çok durma
Nafile yere yorma
Derviş olayım dersen

Haram lokmayı yutma

Hiç kimseye kin tutma
Şeyh Vefa'yı unutma
Derviş olayım dersen

Şeyh Ebu'l Vefa Hazretleri





İlkbahar

"Yüz binlerce insan avuç içi kadar bir yere toplanıp üst üste yaşadıkları toprak parçasını çirkinleştirmek için var güçleriyle çalışmış olsalar; üzerlerinde hiçbir şey yetişmesin diye her yanına taş dikmiş, filizlenen her otu kökünden koparmış, havayı taş kömürü, petrol yakarak ellerinden geldiğince kirletmiş, çevredeki tüm ağaçları kesmiş, tüm hayvanları, kuşları uzaklaştırmış olsalar bile gene de ilkbahar ilkbahardı. Kentte bile güneş pırıl pırıldı gökyüzünde. Çimenler yalnız bulvar yeşilliklerinde değil, koparılıp atılmadıkları her yerde, kaldırım taşlarının arasında bile boy atıyor, yeşeriyordu. Kayın, kavak, akdiken ağaçları hoş kokulu, taptaze yapraklar açıyorlar, ıhlamur ağaçlarının tomurcukları patlıyordu. Kargalar, serçeler, güvercinler ilkbaharın verdiği neşeyle yuvalarını yapmaya başlamışlardı bile. Börtü böcek güneşin ısıttığı duvar diplerinde vızıldaşıyordu. Bitkiler de, kuşlar da, böcekler de çocuklar da neşeliydiler. Gelgelelim insanlar -büyük, yetişkin insanlar- birbirini kandırmayı, birbirini ezmeyi sürdürüyorlardı. İnsanlar bu ilkbahar sabahının, tüm canlıların mutluluğu için yaratılmış doğanın bu güzelliğinin değil, birbirlerine hükmetmek için uydurdukları şeylerin önemli, kutsal olduğu inancındaydılar."


Diriliş, Tolstoy, İletişim Yayınları, Çeviri: Ergin Altay

Fotoğraf

Kalabalık (!) izleyici kitleme minik bir duyuru yapmak istedim sevgili arkadaşlar :) Bir amatör fotoğrafçı olan bendenizin çektiği fotoğraflara bakmak isterseniz kendilerini bundan sonra deviantART adlı sitede yayınlıyorum. Link aşağıdadır, eleştirilerinizi beklerim efendim :) 

İZ SÜRÜCÜ: İNANÇLI VE İDEALİST BİR MUTLULUK KAÇAKÇISI

John Gianvito, Tarkovski ile yapılan söyleşileri derlediği kitabında, sinema literatüründe hiçbir yönetmenin ‘maneviyat’ kavramını onun kadar sürekli ve ısrarcı şekilde kullanmadığını söyler. Tarkovski için sanat, ideale yani maneviyata duyulan bir özlem; sanatçı ise bu yolda kendini feda eden bir hizmetkârdır.[1] İz Sürücü filminde Tarkovski’nin anlattığı da yine manevi değerleri ve inancı yaşatmak için insanları yolculuğa çıkaran idealist bir adamın ve beraberindekilerin öyküsüdür.